AVRUPASİZDEN GELENLERTÜRKİYETÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİULUSLARARASI İLİŞKİLER

Avrupa Birliği Türkiye İlişkileri Çıkmaz Sokakta mı?

Türkiye, Avrupa Birliği kapısında 1959 yılından bu yana 55 yıldır bekletilmektedir. Bunun sebebi Türkiye’nin Avrupalılığı konusunda süregelen tartışmalardır. Tartışmalar yeni değildir. Bu olgu son 200 yıldır Avrupa’da devam etmektedir. Türkiye’nin Avrupa Birliği Stratejisi’nde yer alan “Türkiye’nin yarım yüzyılı aşkın bir süredir devam eden Avrupa Birliği süreci, Sayın Cumhurbaşkanımızın deyişiyle Cumhuriyetimizin ilanından sonraki en önemli çağdaşlaşma projesidir” görüşü geçmişte olduğu gibi günümüzde de geçerlidir.

Prof. Dr. S. Rıdvan Karluk

Turgut Özal Üniversitesi, İİBF

Başbakan Davutoğlu tarafından TBMM’de sunulan 62’nci Hükümet Programı’nda  AB üyeliği hedefinin benimsenmeye devam edileceği ve 2014-2017 dönemini kapsayan AB’ye Katılım için Ulusal Eylem Planı ile reform sürecinin hızlandırılacağı belirtilmiştir. Program’da Avrupa değerlerinin arkasında olunacağı ve AB ile katılım müzakerelerinin çok yönlü dış politikanın en önemli ayaklarından biri olmaya devam edeceği  vurgulanmıştır.

Türkiye’nin AB’ye ortak üyelik için yaptığı başvurusunun (31.07.1959) üzerinden 55, 14 Nisan 1987 tarihinde o dönemki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu’na üyelik başvurusu üzerinden 27, gümrük birliğinin gerçekleşmesinin (31.12.1995) üzerinden 19, adaylık statüsü kazanmasının (12.12.1999) üzerinden 15, müzakerelerin başlamasının (3 Ekim 2005) üzerinden 9 yıl geçmiştir Bu süre içinde AB üye sayısı 6’dan 28’e çıkmıştır. Sırada Batı Balkanlar[1] vardır ama Türkiye yoktur.[2]

AB’nin 2014-2020 bütçe döneminde Türkiye’nin üyeliğini dikkate alan bir bütçe planlaması yapılmamış olması, Avrupalıların Türkiye’yi 2014-2020 yıllarında  üye olarak görmediğini ortaya koymaktadır. AB Bakanı Volkan Bozkır, Türkiye’nin üye olabilecek seviyeye gelmesi  durumunda AB’nin böyle bir Türkiye’nin doğru resmine bakıp da üyeliğini reddetme gibi bir lüksü olmayacağını söylemiştir ama bu görüş çok iddialıdır.[3]

Geçmişte Başbakan Tansu Çiller’in  Türkiye’nin birkaç yıl içerisinde üye olabilecek seviyeye geleceğini belirtmesi de çok iyimser bir görüştü. 7 Mayıs 1995 tarihli Hürriyet gazetesinin manşetinde Tansu Çiller’in “İddia ediyorum ki Türkiye en geç 3 yıl içinde AB’ye tam üye olacaktır” sözünü hatırdan çıkarmamak gerekir: Ben bu iddianın arkasındayım ve bu olur. Hem zannedildiği kadar da zor olmaz… Türkiye, Avrupa’ya çok lazım. Yeter ki bunu somut olarak ortaya koyabilsin.”[4]

Avrupalı bazı liderlerin söylemlerinin aksine Türkiye hukuken  30 Mart 1856 tarihinden bu yana  Avrupa ülkesidir. Rusya ile  Kırım Savaşı’nı kazanan Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere ve Fransa arasında  Paris Barış Anlaşması imzalanmıştır. Anlaşma’nın en önemli maddelerinden biri, Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa devletler topluluğunun bir üyesi olarak kabul edilmesidir. Aradan 158 yıl geçmesine rağmen, Türkiye’nin Avrupalı olup olmadığını bazı Avrupalıların tartışmaya devam etmesinin  hiçbir anlamı yoktur.

Lucius  Annaeus Seneca, “Hangi kapıya yöneldiğini bilmeyen hiçbir zaman uygun esen rüzgarı bulamaz ” demiştir. Türkiye bu rüzgarı yakalamak için neredeyse iki asırdır çaba harcamaktadır.

Türkiye değişirken Batı’nın Türk dış politikası algısı da değişmektedir. NATO üyeliğinden sonra Türkiye, Batı Dünyası’nın önemli bir müttefiki olarak algılanmıştır. Son yıllarda Türkiye’nin dış politikada belli ilkeler belirleyerek bunları uygulamaya koyması, ABD ve Avrupa Birliği’nde farklı değerlendirmelere yol açmıştır. Bu gelişmeler, Türkiye’de eksen kayması olduğu ve Türkiye’nin Avrupa Birliği’nden uzaklaştığı anlamına gelmemektedir.

Çünkü, 1958 yılında Roma Anlaşması ile o zamanki ismiyle Avrupa Ekonomik Topluluğu kurulduktan sonra kurulan 38 Cumhuriyet hükümetinin[5] ikisi hariç tamamında Avrupa Birliği ile bütünleşme hedefi vardır. Türkiye’yi AET’ye “ortak üye” yapan, taraflar arasında bir gümrük birliğine dayanan ve ileride tam üyeliği öngören 12 Eylül 1963 tarihli Ankara Anlaşması, Roma Anlaşması’nın 238’nci maddesine dayanmakta, Türkiye-Topluluk ortaklığının temel ilkelerini belirlemektedir.

Türkiye’nin AB üyeliği uluslararası hukuk açısından bir “ahdi yükümlülük” olmasına rağmen Kasım 2005’te Almanya’da iktidara gelen Şansölye Angela Merkel’in  Türkiye için  “imtiyazlı bir ortaklığı”  önermesi ve ardından da  Mayıs 2007’de Fransa’da Cumhurbaşkanı seçilen Nicolas Sarkozy tarafından da imtiyazlı ortaklığın önce seçim kampanyası sırasında sonra da Cumhurbaşkanlığı görevinde gündeme getirilmesi ve Sarkozy’nin Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkması[6] Avrupa Birliği’nde Türkiye’nin üyeliğine verilen desteğin düşmesinde önemli rol oynamıştır.  Merkel ve geçmişte Sarkozy, uluslararası hukukta geçerli olan “ahde vefa” (pacta sund servanda)   kuralını yok saymışlardır.

Sarkozy artık iktidarda değildir ama yeni Fransa Cumhurbaşkanı  Hollande  da  Türkiye’nin müzakere sürecindeki vetoları  henüz kaldırmamıştır.

Ankara Anlaşması ve Katma Protokol’de, “imtiyazlı ortaklık“ şeklinde bir tanımlama yoktur. Türkiye zaten AB ile gümrük birliğini gerçekleştirdiği için bir anlamda “imtiyazlı ortak”  statüsündedir. AB’ye sonradan katılan ülkeler arasında Yunanistan hariç hiç biri önce gümrük birliğine girerek üye olmamıştır.   AB mevzuatına aykırı bir şekilde Türkiye’ye imtiyazlı  ortaklık statüsü verilmesi söz konusu olursa,  Lizbon ve Ankara  Anlaşmaları ile  Katma Protokol’ün  değiştirilmesi  bir hukuki zorunluluk olarak ortaya çıkar. Daha da önemlisi, o zaman rahmetli İsmet İnönü’nün dediği gibi “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye de orda yerini alır.”

Türkiye’nin adaylığının devamlı sorgulanışı, Türkiye’de AB hakkındaki  önyargıları güçlendirmekten başka bir işe yaramamaktadır. Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç’ın 15 Eylül 2014 tarihinde AA tarafından yayınlanan demecindeki “Özellikle son yıllarda Türkiye  ile AB arasındaki ilişkilerin soğumaya dönüştüğü ve fasılların açılıp kapatılması konusunda müzakere faslında çok büyük engellemelerle karşılaşıldığı ve Türkiye kamuoyunun AB sürecine olan desteğinin giderek göreceli olarak zayıfladığı konuları, herkes tarafından konuşuluyor ve yazılıyordu”  tespiti yerindedir. Çünkü kamuoyunun AB üyeliğine verdiği destek,  Türkiye’ye karşı uygulanan çifte standart sebebiyle hızla düşmüştür.[7]

Nitekim dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan bu duruma tepki olarak Türkiye’nin Şanghay İşbirliği  Kuruluşu’na üyeliğinden söz etmiştir.[8]    Türkiye’ye karşı uygulanan   çifte standart  olan Bobon  kriterleri (Bo: Bizden olanlar, Bon: Bizden olmayanlar) sebebiyle Türk kamuoyunda AB’ye verilen destek  daha da düşerse,[9]  ileride  bazı alternatifler gündeme gele-bilecektir. Bu durumda Türkiye’de hiçbir hükümet AB üyeliği konusunda istekli olmayacak,  Türkiye ile Batı dünyası arasındaki ilişkiler zayıflayacak ve Türkiye’de bir eksen kayması bu durumda olabilecektir.[10]

Avrupa Birliği’nden kaynaklanan olumsuz gelişmeler, Türkiye’de AB’ye güvenin düşmesine yol açmıştır. Insight Turkey dergisinin yıllık konferanslarının  üçüncüsü  “Türkiye ve AB: Kopuş mu?” başlığıyla Brüksel’de 25 Mart 2013 tarihinde  gerçekleştirilmiştir.   Konferansta  konuşan Thomas Diez Avrupa kamuoyunun Türkiye ile İslam kavramlarını aynı çerçevede değerlendirdiği için Türkiye’nin üyeliğine karşı çıktığını, bu durumun da siyasetçilerin Türkiye’nin üyeliğine yönelik yaklaşımlarını etkilediğini açıklamıştır.[11]

Avrupa Birliği’nin Türkiye ile müzakereleri başlattığı 3 Ekim 2005 tarihinde  Avusturyalıların  direnişini kıran  İşçi Patisi milletvekili ve  dönemin İngiliz Dışişleri Bakanı Jack Straw,  2013 yılında yayınlanan  456 sayfalık  kitabının  18’nci bölümünü  Avrupa Birliği ve Türkiye’ye ayırmıştır. Hasta Adam Karşılık Veriyor: Avrupa ve Türkiye  başlıklı bölümde Straw müzakere sürecinin başlamasından bu yana Angela Merkel ve  Nicolas Sarkozy gibi Avrupalı siyasetçilerin Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıktığını hatırlatarak bu iki siyasetçinin Türkiye’nin üyeliğini arzulamamasını, Türkiye’nin Müslüman bir ülke olmasına bağlamaktadır.[12]

Türkiye AB ilişkilerinin gelişmesinin önündeki en büyük engel Kıbrıs’tır. Kıbrıs sorunu çözülmeden Türkiye’nin AB üyesi olması mümkün değildir.  Bir zamanlar eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın ifade ettiği gibi AB üyeliğinin yolu Diyarbakır’dan değil, Kıbrıs’tan geçmektedir. Mesut Yılmaz, 16 Aralık 1999 tarihinde  Başbakan Yardımcısı olarak gittiği Diyarbakır´da “Avrupa Birliği´ne üyeliğimize giden yolun Diyarbakır’dan geçtiğine inanıyorum” demiştir ama 13 yıl sonra Türkiye 2012 Yılı İlerleme Raporu’nda bu durum farklı bir şekilde ortaya konmuştur: “Konsey ve Komisyon’un müteaddit çağrılarına rağmen, Türkiye, Avrupa Topluluğu ve Topluluğa üye devletler tarafından 21 Eylül 2005’de yapılan deklarasyonda ve Aralık 2006 ile Aralık 2010 tarihli olanlar da dâhil, Zirve sonuçlarında belirtilen yükümlülüklerini hâlâ yerine getirmemiştir.”[13]

Türkiye 35 başlığın müzakere sürecini tamamlasa da  AB üyeliği garanti değildir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi,  Fransa ve muhtemelen Almanya Türkiye’nin üyeliğini veto edebilir. Ayrıca Avrupa Parlamentosu da Türkiye’nin üyeliğine onay vermeyebilir. Çünkü Parlamento’nun Türkiye’nin sözde Ermeni soykırımını kabul etmesine ilişkin dört kararı vardır. (Karluk, s.576) Ayrıca 22-25 Mayıs 2014 tarihlerinde   yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Fransa, İngiltere, Yunanistan, Danimarka, Avusturya ve Macaristan’da Euro’ya  şüphe ile yaklaşan, Avrupa Birliği karşıtı ve aşırı sağcı partiler  oylarını arttırmıştır. Fransanın AB’den ayrılmasını savunan Marine Le Pen liderliğindeki Ulusal Cephe (FN) yüzde 25’le birinci parti olmuştur.

Ulusal Cephe’nin lideri Marine Le Pen27 Mayıs’ta haber Kanalı BFM TV’ye verdiği demeçte  “Türkiye’nin AB’ye üyeliği veto edilmeli” demiş ve gazeteci Jean Jacques  Bourdin’in sorularına  şöyle cevap vermiştir: “Öncelikle Amerika ile AB arasında ticari serbest değişimi öngören Trans-Atlantik Anlaşması’nın derhal iptal edilmesini istiyoruz. İkincisi derhal Türkiye’nin AB’ye üye olmasının veto edilmesini istiyoruz.” Ulusal Cephe’nin seçim  afişlerinde “Türkiye’nin AB üyeliğine hayır” yazılmıştı.[14]

Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkan  liderler, tıpkı yıkılan Berlin Duvarı’nın altında kalan komünist liderler gibi büyük bir fırsatı kaçıracaklar, gelecek nesiller bu liderleri Avrupa bütünleşmesine engel olan kişiler olarak anacaklardır. Türkiye için zaman zaman “Batıya giden gemide Doğuya koşan ülke” benzetmesi  yapılmıştır ama bunun doğru olmadığı Türkiye’nin üye olduğu  Avrupalı ekonomik, askeri ve siyasi kuruluşlar tarafından ispatlanmıştır.[15]

2014 Yılı İlerleme Raporu’nda da  açıklandığı gibi Türkiye AB’ye katılım taahhüdünü ifade etmeye devam etmiş,  önceki Başbakan  Erdoğan 2014 yılını “AB yılı” ilan etmiş, Eylül ayında Türkiye AB’ye katılım sürecini canlandırma hedefiyle AB Stratejisi’ni kabul etmiştir. Vize serbestîsi diyaloğuna paralel olarak AB-Türkiye Geri Kabul Anlaşması 16 Aralık 2013’te imzalanmış, 1 Ekim’de yürürlüğe girmiştir.

AB ile  2012 yılında başlatılmış olan Pozitif Gündem kapsamında katılım müzakereleri siyasi reformlar, müktesebatla uyum, dış politika alanında diyalog, AB programlarına katılım, terörle mücadele, ticaret, enerji, vize ve göç alanlarında devam etmiş olmasına rağmen 3 Ekim 2005 tarihinde başlayan AB  katılım müzakerelerinde bir arpa boyu yol alınamamıştır. 35 başlıktan sadece 13 başlığın açılıp, sadece birinin geçici kapatılması, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Fransa’nın toplamda 12 başlığı dondurması, Türkiye’nin AB’ye girme umudunu neredeyse söndürmüştür.[16]

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi sözcüsü Nikos Hristodulidis ada etrafında doğalgaz arama faaliyetlerine Türkiye’nin müdahalesini gerekçe göstererek, Ankara’nın Avrupa Birliği’ne katılım müzakerelerinde hiçbir yeni  başlığın  açılmasına izin vermeyeceklerini söyleyerek, Türkiye’nin üyeliğini tek başına bloke edebilmektedir.[17]

AB’nin 2014-2020 bütçe döneminde Türkiye’nin üyeliğini dikkate alan bir bütçe planlaması yapmamış olması, Avrupalıların Türkiye’yi 2014-2020 yıllarında  üye olarak görmediğini ortaya koymaktadır. Türkiye  Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100’ncü  yılı olan  2023’ün Türkiye’ye üyelik tarihi olarak belirlenmesi, Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin üyeliğine yaklaşımını ortaya koyması bakımından bir mihenk taşıdır. Avrupa Birliği 1998 yılında  İlerleme Raporları ile  Birliğin Genişleme Stratejisini  yayınlamaya başlamıştır. 8 Kasım 2006 tarihinde genişlemeye ilişkin 2006 Strateji Belgesi’nde AB’nin mevcut strateji çerçevesinde Birliğin etkin biçimde işlemesi, beşinci genişlemeden dersler çıkartılması, genişlemeye ilişkin sorunların ele alınması, aday ülkelere üyelik sürecinde destek olunması ve genişlemenin devamı için kamuoyunun desteğinin sağlanması ortaya konmuştur (COM, 2006 649 final). Belge’ye göre; mevcut genişleme gündeminde Batı Balkan ülkeleri ve Türkiye de bulunmaktadır ama Türkiye ile müzakereler tıkanmış durumdadır.

2014-2019 dönemi için Avrupa Komisyonu Başkanı seçilen Jean-Claude Juncker’in programında  on önceliğinden biri AB’nin küresel rolünü güçlendirmektedir. Türkiye, katılım müzakerelerinde yaşanan sorunlara rağmen AB için önemli bir stratejik ortaktır.  Türkiye’siz bir AB, zayıf bir küresel güç olmaya aday olur. Bunun için AB Konseyi’nin 11 Aralık 2006’da aldığı kararı yürürlükten kaldırması gerekir.

AB Bakanı Volkan Bozkır, “Kıbrıs sorununu çözebilelim. O sepetin içindeki önemli unsurlardan birini bir tane fasıl açmak için, – üyelik için olsa neyse de – fasıl açmak için Türkiye’nin verebileceği hiçbir şey yok. Bunu izah ediyoruz” derken haklıdır. Bozkır; “Almanya, Kıbrıs’ın bu blokajını kırabilecek güce ulaşmış vaziyette. İstese Kıbrıs’ı yarın 10 faslı açmaya razı edebilir ama bunu yapmıyor. Almanya’nın şu andaki yönetimi maalesef Türkiye’nin AB üyeliğine sıcak bakmayan bir yönetim” açıklamasının arkasında Almanya’nın Türkiye AB üyesi olduğunda AB’deki oylamalardaki etkinliğini kaybedecek olması vardır.

Katılım müzakerelerinde resmi olarak 14 başlık açılmış olmasına rağmen, gerçekte Türkiye’nin 28 başlığı açabilecek ve 13 veya 14  başlığı kapatabilecek konumda olduğunu belirten Bakan Bozkır, Kıbrıs üzerinden Türkiye üzerinde herhangi bir baskı kurulamayacağını vurgulamıştır ama GKRY’nin  blokajı devam etmektedir.

Türkiye, Paris Anlaşması’ndan bu yana yüzünü döndüğü Batı dünyasından  kopmayacak, genişleme sürecinde hiçbir aday ülkeye uygulanmayan çifte standartlara bir süre daha tahammül ederek  doğru bildiği yolda ilerlemeye devam edecektir. Türkiye’nin AB Stratejisi,  mevcut büyük potansiyelini katılım sürecine en iyi şekilde yansıtacaktır. Hükümet Programında da vurgulandığı  gibi Türkiye’nin AB üyeliği stratejik bir hedeftir ve kararlılıkla sürdürülmeye devam edecektir. Ama, Ankara Anlaşması’ndaki son dönem, sonsuz dönem de olmamalıdır. Ucu açık müzakere süreci makul bir süre içinde tamamlanmalı, 2020 yılı sonrası için Türkiye’ye üyelik tarihi verilmeli, Türkiye de ilerleme raporları ışığında üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmelidir.

[1] S. Rıdvan Karluk, “EU Enlargement to the Balkans: Membership Perspective to the Balkan Countries”, International Conference on Eurasian Economies
1-3 July 2014,
  Skopje, Macedonia.

[2] Andreas, Wimmel,  “Beyond the Bosphorus? Comparing German, French and British Discourses on Turkey’s Application to Join the European Union,” (Reihe Politikwissenschaft, Institut für Höhere Studien und Wissenschaftliche Forschung Wien),  Inst. für Höhere Studien, Vienna, 2006.

[3] İKV E-Bülteni,  8-14 Eylül  2014. AB Bakanı Volkan Bozkır Türkiye’nin AB Katılım Sürecine İlişkin Açıklama Yaptı,” erişim tarihi 21.10.2014, http://bulten.ikv.org.tr/icerik_print.asp?ust_id=5858&id=5863.

[4] Hürriyet, 07.05.1995.

[5] S. Rıdvan Karluk, Avrupa Birliği Türkiye İlişkileri (İstanbul: Beta Basım A.Ş., 2013),  s. 356-369.

[6] Nicolas  Sarkozy,  Testimony: France, Europe and the World in the Twenty-First Century, (New York:  HarperCollins Publishers  2007), s.189; Agence France-Presse, “Sarkozy Opposes Turkish Entry into EU,” Vows Referendum,  April 24, 200811.

[7] Makedonya’nın Ohri kentinde Güneydoğu Avrupa Parlamento Başkanları 10’ncu  Konferansı’nda konuşan TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Türkiye’nin AB üyeliği hedefinden bir sapma olmadığını açıklamıştır. Bu hedefin  geçerli olduğunu belirtmesine rağmen kamuoyu desteğinin  giderek azaldığına  şöyle dikkati çekmiştir: “Hepimizin aynı Avrupa gemisinde olduğunun ve ortak geleceğimizi birlikte planlamamız gerektiğinin farkındayız. Şimdi, AB’nin de benzeri bir taahhüt altına girerek, genişlemelerin önünü açmasını bekliyoruz.” S. Rıdvan Karluk, “Avrupa Birliği’ne Güven Kalmadı,” Turkishnews, erişim tarihi 26.10.2014, http://www.turkishnews.com/tr/content/2013/06/04/avrupa-birligine-guven-kalmadi/.

[8] Melih Özsöz,  “Unutulan AB Gündemine Can Suyu: AB Aday Ülkesi Türkiye’nin Şanghay Beşlisi Tartışması,” erişim tarihi 19.10.2014, http://www.ikv.org.tr/images/upload/data/files/degerlendirmenotusubat2013.pdf.

[9] ABD’li düşünce kuruluşu Alman Marshall Fonu’nun (GMF) 12 Eylül 2012 tarihinde açıklanan Transatlantik Eğilimler  anketine katılan Türk vatandaşlarının  yüzde 36’sı AB’ye ilişkin olumlu görüş bildirirken, olumsuz görüş bildirenlerin oranı ise yüzde 53 olmuştur. Türkiye-Avrupa Eğitim ve Bilimsel Araştırmalar Vakfı’nın (TAVAK) 23 Ağustos 2012 tarihinde  açıklanan araştırmasında ankete katılanların ancak yüzde 17’si AB üyeliğine inanmakta idi.  Oysa 2004 yılında Türk halkının yüzde 78’i AB üyeliğine destek veriyordu. 11 Eylül 2014 tarihinde 13’sü açıklanan Alman Marshall Fonu’nun araştırmasında Türkiye’de AB üyeliğinin iyi bir şey olacağını düşünenlerin oranı yüzde 53’e çıkmıştır. Araştırma kapsamında 2010 yılından bu yana ilk defa Türklerin çoğunluğu AB üyeliğini desteklediklerini ifade etmişlerdir. CNN Türk, “Türkiye’de AB Üyeliği Ve NATO’ya Verilen Destek Arttı,” erişim tarihi 19.10.2014, http://www.cnnturk.com/video/dunya/turkiyede-ab-uyeligi-ve-natoya-verilen-destek-artti.

[10] S. Rıdvan Karluk, “On Yıl Sonra Türkiye’de Eksen Kayması Olur mu?” Türkiye’nin 2023 Vizyonu ve Uluslararası İlişkilerAnadolu Üniversitesi, 22 Mayıs 2012, erişim tarihi 15.10.2014, http://www.turkishnews.com/tr/content/2012/05/27/on-yil-sonra-turkiyede-eksen-kaymasi-olur-mu/.

[11] SETA, “Türkiye-AB İlişkileri Brüksel’de Tartışıldı,” erişim tarihi 25.10.2014, http://setav.org/tr/turkiye-ab-iliskileri-brukselde-tartisildi/haber/4601.

[12] Jack Straw, Last Man Standing: Memoirs of a Political Survivor, (London: Macmillan, 2013); TEPAV, “Türkiye ve AB: Hasta Adam İyileşiyor-Turkey & The EU: The Sick Man Bites Back,” erişim tarihi 18.10.2014, http://www.tepav.org.tr/tr/haberler/s/3466.

[13] EC, Türkiye 2012 Yılı İlerleme Raporu, s.35-36. Benzer görüşler 2014 Yılı İlerleme Raporu’nda da  yer almıştır: “Despite repeated calls by the Council and the Commission, Turkey has still not complied with its obligations as outlined in the declaration of the European Community and its Member States of 21 September 2005 and in Council conclusions, including those of December 2006 and December 2013.Turkey has not fulfilled its obligation to ensure full and non-discriminatory implementation of the Additional Protocol to the Association Agreement and has not removed all obstacles to the free movement of goods, including restrictions on direct transport links with Cyprus. There was no progress on normalising bilateral relations with the Republic of Cyprus.” EC, Turkey 2014 Progress Report, Brussels, 8.10.2014 SWD(2014) 307 final, s. 19.

[14] S. Rıdvan Karluk, Avrupa Birliği (İstanbul: Beta Basım A.Ş.,  2014),  s. 399.

[15] S. Rıdvan Karluk, Uluslararası Kuruluşlar, (İstanbul: Beta Basım A.Ş.,  2014),  s. 1-35.

[16] Bölgesel politikalar ve yapısal araçların eşgüdümü konusundaki 22 numaralı müzakere başlığı Kasım  2013’te müzakerelere açılmıştır.  Bakan Bozkır, “14 fasıl açıldı, bir fasıl kapandı, bu resmi tablodur. Ama eğer bu resmi tablo olmaksızın gerçek tabloya bakarsak, bugün 28 faslı açmış, 14 faslı da kapatmamız gerekirdi” demiştir. AA 5 Eylül 2014.

[17] Eur Activ, “Güney Kıbrıs: Türkiye’nin AB Müzakerelerinde Hiçbir Faslın Açılmasına İzin Vermeyeceğiz,” erişim tarihi 21.10.2014.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı