SİYASETSİZDEN GELENLER

Realizm

KÜRŞAT YALÇINKÖK

Gazi Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler

Uluslararası İlişkilerde egemenliği hala önemli ölçüde süren realizmin felsefi kökeni Thomas Hobbes’un siyaset kuramına uzanmaktadır. Bazı yazarlara göre kuramın adı 20. yüzyılın ikinci yarısında konulmuş olsa da, Tukididis’ten, Machiavelli’ye ve Clausewitz’e kadar pek çok siyasal bilimci realist çözümleme yöntemini kullanmıştır. İlkelerini, ilk kez E.H. Carr ve Hans Morgenthau belirlemiş, daha sonra Reinhold Niebuhr, John Herz ve Henry Kissinger gibi yazarların da katkısı ile biçimlenerek, uluslararası politik akademik çalışmalarda tek geçerli yaklaşım halini almıştır. Burada Akademik Perspektif’in siz değerli okuyucularına farklı kaynaklardan derlediğimiz bu nazariyenin temel özelliklerinden, temel kavramlarından bahsetmek istiyoruz.

Realizm veya Gerçekçilik en genel anlamıyla uluslararası sistem içerisinde, kendi güç ve pozisyonları doğrultusunda, kendi ulusal çıkarları için her türlü rekabete hazır devletlerarasında bir mücadele olduğu nazariyesine dayalı bir paradigmadır. Realizm felsefi-siyasi kökleri antik Yunan’a hatta Sun Tzu’ya kadar götürülebilecek olan ve özellikle II. Dünya Savaşı sonrası çok popüler olan bir Uluslararası İlişkiler teorisidir. Thucydides (Peleponnez Savaşlarının Tarihi), Makyavel (Prens), Hobbes gibi düşünürler Realizm’in öncüsü kabul edilebilirler.

Realizmin felsefesi, devletin uyması gereken ahlaki ilkeler ile varlığını düşmanlarından korumak için başvurmak zorunda olduğu politikalar arasındaki uzlaşmazlıkta, devletin çıkarları yönünde hareketi yeğleyeceği savından kaynaklanmaktadır.

Modern Realizm’in en önemli kurucusu Hans Morgenthau’dur. Morgenthau, II. Dünya Savaşı sonrası oluşan konjonktürde uluslararası politikanın güç açısından tanımlanan ulusal çıkara dayalı objektif ve evrensel kurallarla yönetildiğini savunmuştur. Morgenthau’ya göre uluslararası politika bir güç mücadelesidir. Morgenthau’ya göre Realizm’in 6 önemli ilkesi bulunmaktadır. Bunlar şöyle sıralanabilir;

1-) Uluslararası politika evrensel ve objektif kurallar tarafından yönetilmektedir ve bu kuralların kaynağı insan doğasıdır. Realistlere göre insan doğası İdealist veya Liberallerin belirttiği gibi iyi değildir. İnsanlar tam tersine bencil canlılardır ve çıkarlarının peşinde koşmaktadırlar.

2-) Ulusal çıkarlar güç perspektifinden tanımlanmalıdır. Devletlerin amacı güçlerini arttırmaktır, dolayısıyla hareketlerini bu bağlamda değerlendirmek gerekir.

3-) Güç açısından çıkarlar sabittir ve değişmez, ancak çıkarın içeriği ve bu çıkarı gerçekleştirmek için uygulanması gereken politikalar zamana ve içinde bulunulan kültürel ortama göre değişiklik gösterebilir.

4-) Moral-ahlaki değerlerin uluslararası politikada herhangi bir etkisi yoktur.

5-) Uluslararası politika, ekonomi ve hukuk gibi alanlardan farklı otonom (özerk) bir alandır ve esas olan devletlerin askeri-siyasi gücü ve çıkarlarıdır.

6-) Uluslararası politikayı şekillendiren temel aktörler ulus-devletlerdir. Uluslararası ya da ulus üstü yapılar etkisizdir.

Klasik Realizm’e Liberalizm’den gelen yoğun eleştiriler sonrası Neo-Realizm akımı ortaya çıkmıştır. Kurucusu 1979 yılında yazmış olduğu Uluslararası Politika Teorisi kitabı ile Kenneth Waltz’dur. Waltz bu eserinde klasik Realizm’in eksikliklerini gidermeye çalışmış ve Klasik Realizm’in sadece ulus devletler üzerinde yoğunlaşması geleneğini değiştirmeye çalışmıştır. Waltz’a göre devletler kadar sistemin geneli de uluslararası politikayı analiz etmek için iyi incelenmelidir. Waltz uluslararası siyasi yapıyı üç temel boyutta tanımlamaktadır;

1-) Uluslararası sistem anarşiktir ve ülkelerin içyapıları gibi belirgin değildir. Sistem kendi kendine oluşur ve devletlerin temel amacı ayakta kalabilmektir.

2-) Devletler sistemin temel aktörleridir. Uluslararası ve ulus üstü yapılarda da devletler kendi çıkarlarını savunurlar.

3-) Devletler farklı özelliklerine rağmen sistemde fonksiyonel olarak aynıdırlar sadece kapasiteleri farklıdır.

Genel olarak realist kuramın özellikleri ve ilişkili olduğu kavramları 5 madde üzerinde açıklarsak:

  1. İnsan doğası gereği, bencil, çıkarına düşkün ve hatta günahkârdır. İnsanın doğal günahkârlığı, devletlerin davranışlarına da yansımaktadır. Devletler, birbirlerinden farksız olarak, ilişkilerinde güçlerini mümkün olan en üst düzeye çıkarma (maksimizasyon) doğrultusunda hareket etmektedir.
  2. Realizm çıkarlar ile ahlak arasında bir çatışmanın var olduğu her durumda, kararı çıkarların belirlediği varsayımından hareket etmektedir. Realizme göre devlet, ulusal çıkarlarını (national interest)koruma hakkına sahiptir.
  3. Güç dengesi sistemi, esas olarak XVIII. ve XIX. yüzyılda Avrupa’da yaşanan klasik güç dengesi sisteminden yola çıkılarak geliştirilmiştir. Devletlerin rasyonel davranarak çıkarlarını maksimize edecek politikalar izledikleri, bu ilişkilerin de güçler arasında bir hiyerarşik yapılanmanın söz konusu olduğu bir güç dengesi içinde gerçekleştiği varsayımına dayanmaktadır.
  4. Uluslararası anarşi ve devletlerarası güven eksikliği uluslararası sistemde güvenlik ikilemine neden olmaktadır. Buna göre bir devlet kendi güç potansiyelini ikilem yaşadığı devlete göre artıracaktır. Türkiye ve Yunanistan’ın 1990’lı yıllar boyunca birbirine karşı silahlanmasının da bir güvenlik ikilemine neden olduğu söylenebilir.
  5. Devletlerarası antlaşmalara uymayanları cezalandırabilecek merkezi bir gücün yokluğunda işbirliği hiçbir zaman garantili değildir ve çatışma her zaman ciddi bir ihtimaldir. Böylece anarşik bir ortamda bir arada var olmak devletler için kendi gücüne dayanmasını (self-help) gerekli kılmaktadır. Self-help bir ortamda devletlerin en baştaki amacı hayatta kalmalarıdır, bu yüzden rasyonel birer aktör olarak güvenliği maksimize etmeye çalışırlar. Güvenliğe ulaşmanın yolu ise göreli gücü artırmaktan geçmektedir. Bu yüzden devletler mutlak avantajlar yerine göreli kazançlar/güç (relative gains) elde etmek peşindedirler.

Realizm’in Temel Kavramları

National Interest (Ulusal Çıkar): Devletlerin giderek artan ihtiyaçları ya da zamanın yıpratıcı etkileri karşısında sahip olunan şeyleri artırmak, çoğaltmak veya tüm bunları maksimize etmek için amaç edindiği herşey olarak tanımlanabilir.

Balance of Power(Güç Dengesi): Bir ülkenin askeri, siyasi, ekonomik ve bilimsel olarak diğerlerinin aleyhine her şeyin kontrolünü ele geçirmesine izin vermeyerek, ülkeler arasındaki dengeyi muhafaza etmeyi öngören siyasal nazariye ve bu nazariyenin uygulanması güçler dengesi olarak tanımlanmaktadır.

Security Dilemma(Güvenlik İkilemi): En temel tanımıyla güvenlik ikilemi, bir devletin başka bir devletten tehdit algılayıp silahlanması durumunda buna tehdit algılanan devletin de aynı şekilde cevap vermesini ifade etmektedir.

Relative Gains (Göreceli Kazanç):  Devletler herhangi bir işbirliği durumunda mutlak kazançlarını değil göreceli kazançlarını düşünmektedirler. Göreceli kazançla kastedilen işbirliği nedeniyle karşı tarafın kazancı ve o ülkenin kazancı arasındaki dengedir. Bu nedenle bir devlet ancak diğer devletten göreceli olarak daha çok kazandığı veya eşit ölçüde kazandığı zaman işbirliğine yanaşmalıdır. Böyle zor bir sistemde doğal olarak devletlerin kendilerine yeterli ve her tehlikeye karşı güçlü olmaları gerekmektedir.

Self Help: Uluslararası sistem içerisinde herkes kendi çıkarını gözetir ki bu da kaotik bir düzene yol açar. Tüm bu devletler üstünde onları domine edebilecek uluslar üstü bir otoritenin olmayışı bu kaosu perçinlemektedir. İşte burada realistler devletlerin devamının ancak devletlerin kendi çabalarıyla sağlanacağını düşünür.

KAYNAKÇA

  • Kegley, Charles, ‘‘World Politics Trend And Transformation’’, 2010-2011 Edition.
  • Linklater, Andrew, ‘‘Beyond Realism and Marxism’’, Palgrave Foundation, First Edition, February, 1990.
  • Sönmezoğlu, Faruk, “Uluslararası İlişkiler Sözlüğü”, Der Yayınları, 2010.
  • Çakmak, Haydar, ‘‘Uluslararası İlişkiler’’, Platin Yayınları, 2007.

* Bu metin ilk olarak Akademik Perspektif Dergisinin Şubat 2015 sayısında yayınlanmıştır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı