BÖLGESEL ANALİZLERORTA DOĞU / AFRİKASİZDEN GELENLERTARİH

Arap Baharı’ndan Arap Ordusuna

AHMET HÜSREV ÇELİK

Günümüz Yemen’inde ki sorunların kökeni yıllar öncesine uzanmaktadır. 1990’lı yılların başında görünür olmaya başlayan sorunun arka planı İngilizlerin Yemen’den çekildiği 1967’ye kadar da uzatılabilir. Kuzey ve Güney Yemen arasında, ekseninde gelişen gerilimin Yemen’i bugünkü çatışma günlerine taşımadaki rolü yadsınamaz. Yemen’de yaşananların arka planının yanı sıra ön plandaki gelişmeleri de göz ardı etmemek hesaba katmak gerekmektedir.

Son yıllarda Ortadoğu Bölgesinin büyük bölümünü doğrudan, geriye kalan bölümünü de dolaylı olarak etkileyen Arap Baharı dalgasında Yemen doğrudan etkilenen ülkeler arasında yer almıştır. Yemen’de 32 yıldır iktidarda olan Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih Yemen de başlayan halk isyanına bağlı olarak 2011 yılında görevi bırakmayı kabul etmiştir. Salih’in görevi bırakması için ikna sürecinde bölgesel aktörlerde rol almışlardır.

Salih’ten sonra göreve Hadi’nin gelmesi de Yemen’de suların durulmasına yeterli olmamıştır. Salih sonrasında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini boykot eden ve Şii’lerin bir kolu olan Husiler ile iktidar arasında gerilim artarak devam etmiştir. Nihayet 2014 yılının Eylül ayında başkente doğru harekete geçmişler 2015 Ocak ayında Cumhurbaşkanı Hadi’nin görevi bıraktırmışlardır.

Husilerin Şii destekli olması Körfez ülkeleri başta olmak üzere diğer bölge ülkelerinin harekete geçmisine neden olmuştur. Suudi Arabistan’ın öncülüğünde 10 ülke Mart 2015’te Yemen’e, Husilere karşı askeri operasyon, hava harekatı başlatmışlardır.

Suudi Arabistan’ın ve Körfez Ülkeleri’nin girişimleri bununla da sınırlı kalmamıştır. Yemen’e bir yandan hava saldırıları devam ederken, 22 üyesi bulunan Arap Birliği toplanarak “Arap Ordusunun” kurulması yönünde tarihi bir karar almışlardır.

Yemen’de yaşanan hadiseleri Arap Birliği doğrudan kendisine bir tehdit olarak algılamıştır. Başta Yemen sorununda aktif rol alması beklenen Arap Ordusunun bundan sonra Arap ülkelerine yönelecek tehditlerde askeri müdahaleler gerçekleştireceği deklare edilmiştir. Mısır’da darbe ile iktidarı ele geçiren Sisi; Arap Birliği’nin ordu kurma noktasında anlaştığını dünyaya duyuran isim olmuştur. Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil el-Arabi’nin Arap Ordusu kurulmasına yönelik çalışmalara 2014 yılının Eylül ayında başlanıldığını ifade etmesi dikkat çekicidir.

Arap ordusuna giden süreç çok çok kısa şekilde yukarıdaki şekilde özetlenebilir. Ortadoğu Bölgesi’nde hep birbirinin nedeni sonucu olarak devam eden hadiseler zincirinin son halkası bu gelişme olmuştur. Bölgede ortaya çıkan hadiseler zincirini nihayete erdirecek bir sonuç ortaya çıkmamaktadır. Tam tersine gelişen olaylar başka bir hadiseye neden olacak yeni hadiseler ortaya çıkarmaktadır.

Arap Birliği ordusu olgusu normal şartlarda değerlendirildiğinde çok büyük ve önemli bir gelişmedir. BM ve NATO’dan sonra dünyanın üçüncü büyük ve önemli askeri yapılanmasına sahip olmak kadar da iddialı bir adımdır. Bu kadar büyük bir adımın Yemen’de başlayan hadislerle atılması, Ortadoğu’nun yakın geçmişinde onca kanlı ve bilançolu hadiseler, savaşlar, iç savaşlar olmasına rağmen, Eylül 2014’den itibaren böyle bir hazırlığa başlanıldığının ifade edilmesi üzerinde durulması gereken bir durumdur. Gelecekte ne kadar istikrarla devam edeceği Ortadoğu’nun hangi sorunlarında aktif rol alarak çözüme yönelik adımlar atacağı, atabileceği sorgulanması gerekmektedir.

Örneğin Filistin İsrail sorununda tavrı nasıl olacaktır? Suriye’de yaşanan hadiselere müdahil olacakmıdır? Halihazırda Arap Baharı’nın etkilerinden kurtulamamış olan Libya’da ne gibi rol üstlenecektir? Kısacası hangi genel prensipler ve ilkeler ortaya konularak, bu ilkelere sadık kalınacaktır bunlar belirsizliğini korumaktadır. Hangi durumların Arap ülkelerinin güvenliğine tehdit sayılacağı belirlenecek midir? Benzer hadisler farklı Arap Ülkelerinde ortaya çıktığında aynı tavır mı ortaya konulacak, yoksa farklı tepkiler mi verilecektir.

Bütün bunların üzerinde çalışılıp çalışmadığı veya bu konuların netleştirilip netleştirilmeyeceği atılan büyük adımın duracağını mı, yürüyeceğini mi belirleyecektir.

Mevcut durumda görünen şudur. Bu bir Ortadoğu refleksidir. Ortadoğulu refleksidir. Ortadoğu Bölgesi’nde altyapı çalışmalarına çok önceleri başlanılması gereken bir takım girişimlerin ortaya çıkışı gelişen bazı hadiselere bağlı olarak aniden ortaya çıkmaktadır. Aniden harekete geçilmekte, büyük adımlar iddialı şekilde atılmakta ancak devamında beklenilen etki sağlanamamakta, sürdürülebilir kılınamamaktadır.

Bunun bir örneği de İslam Konferansı Örgütü’nün (İKÖ) ortaya çıkışında olmuştur. Ortadoğu’da bir birlik hareketi çok önce başlaması, istikrarlı ve emin adımlarla iletilmesi gerekirken, 1969’da Mescid-i Aksa’nın yakılması girişimi üzerine harekete geçilmiş kurulmuş, ancak bölgenin sorunlarına derman olacak bir işlev görmemiştir.

Arap Birliği ordusu da; bölgenin yıllar önce adımını atması, üzerinde tartışması, konuşması ve bugüne kadar hiç bitmeyen bölge sorunlarında aktif rol alması şeklinde bir gelişim göstermesi gerekirken, bir hadiseye bağlı olarak aniden apar topar kurulmasına karar verilmiş bir izlenim ortaya koymaktadır.

Ortaya çıkış şekli itibariyle şu anda bir Ortadoğu refleksi mahiyetindedir.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı