SİYASETSİZDEN GELENLERULUSLARARASI İLİŞKİLER

Terör Nedir, Ne Değildir?

Terör sözü latince “terere” sözünden türemektedir tedhiş, korku salmak, dehşete düşürmek, yıldırmak anlamına gelmektedir. Terör tek bir fiilde olduğu kadar rastgele kitle şiddeti hareketi halinde de bulunabilir. Hedefe ulaşmada her yolu meşru sayan terörizm insanlık tarihi kadar eski bir olgudur.

ALİ MİRDAS

Çankırı Karetekin Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler

Değişen dünya dengeleri ve uluslararası ilişkilerdeki farklılaşmalar sonucunda, sıcak savaşlar, yerini soğuk savaş metotlarına bırakmıştır. Soğuk savaşın gereği olarak ortaya çıkan psikolojik savaş türü ve bu savaşın vazgeçilmez unsuru düşük yoğunluktaki çatışmalar (Low Indensity Conflict), terör kavramını da beraberinde getirmiştir.[1]

Terörün amacı

Terörizmin temel amacı, bir davaya veya siyasal anlaşmazlığa dikkat çekilmesidir. Bu “dikkat çekme”  şiddet eylemleri neticesinde toplumda oluşturulan korku ve dehşet havası ile sağlanmaktadır. Siyasal ve ekonomik isteklerini meşru olmayan yollarla elde etmektir. İktidarı yıldırmak ve halkı korkutmayı amaçlar. Terörün amaç ve stratejisi zamanla teknolojik gelişim ve sosyo-ekonomik yapıya paralel olarak gelişmiş, tahrip ettiği toplumların dini-ırki-ekonomik ve sosyal yapısını ideolojisi doğrultusunda araç olarak kullanmış ve bu suretle kendisine finans kaynağı yaratmıştır. Sağladığı bu büyük miktardaki finans kaynakları ile dar bölge sınırlarını aşarak sınırlar ve kıtalararası boyut kazanmıştır.

Bazı oluşumlar ekonomik ve siyasal çıkar kavgalarını hızlandırmış, böl parçala yönet veya kendi çıkarlarına zarar veremeyecek azami limitler arasında tut ilkesinden hareket eden bazı blok veya ülkeler, farklı dini-ırkı-etnik unsurları, sosyo-ekonomik az gelişmişliği terörizme malzeme olarak sağlamış ve var olar terör örgütlerine bu şekilde katkıda bulunarak amaçları doğrultusunda taşeronluk görevi yüklemişlerdir.[2]

Terörün Sebepleri

Terörizmin ortaya çıkmasında birçok sebep sayılabilir. Bunların başlıcaları ise şunlardır:

1-Ekonomik güçlük ve eşitsizlikler,

2-Eğitim eksikliği veya noksanlığı,

3-Çevrenin kötü tesiri,

4- Hükümetteki zaaf, iktidar yetersizliği,

5-Aile ve okuldaki otorite eksikliği,

6- Dış tesirler.[3]

Terörün Finansal Kaynakları 

Terörizm ihtiyaç duyduğu maddi kaynaklara daha çok yasadışı faaliyetleri ve dış yardımlar ile ulaşır. Bu gelir kaynakları şu şekilde özetlenebilir:

1-Dış yardımlar

2-Uyuşturucu ticareti

3-İnsan ve diğer kaçakçılık türleri

4-Haraçlar

5-Büyük çaplı soygunlar

6-Zorunlu ve gönüllü bağışlar

Terörle Mücadele Kanunu

Türkiye’de 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1. maddesinde;

“Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.” şeklinde tanımlanmaktadır.

Terörizm Çeşitleri

a. Devlet Terörü

Devlet’in kendi eliyle, mevcut siyasi rejimi korumak veya devam ettirmek amacıyla, hukuk kuralları çerçevesini aşarak kendi vatandaşlarına karşı uygulanan, her türlü sindirme, korkutma, işkence, faili meçhul veya muhalifleri ortadan kaldırma gibi eylemler topluluğuna devlet terörü denmektedir.[4] Devlet terörünün tarihte pek çok örneği bulunmaktadır.

Devlet terörü konusunda bazı noktalarda birbiri ile örtüşen çeşitli yaklaşımlar bulunmaktadır. Bu yaklaşımlardan bir tanesinde, devlet terörüne örnek olarak dört türlü devlet desteğinden söz edilmektedir. Bunlar:

“1. Devlet Girişimi: Bir devlet, geleneksel savaş yöntemleriyle elde edemeyeceği stratejik avantajları sağlamak maksadıyla uluslararası terörizmi bir mücadele aracı olarak doğrudan kullanabilir. Bunu, resmi kurumları ve personeli ile yaparsa, girişimine ‘Devlet Terörizmi’ adı verilir. Bu tür terörizm, savaşın başka yöntemlerle sürdürülmesi olarak tanımlanabilir.”

2. Devlet Desteği: Bir devlet, doğrudan veya resmen terörist girişimlerde bulunmaktan kaçınabilir. Ama resmi amaçlarını sağlamak için terörist örgütlere para, eğitim, silah, patlayıcı, kritik malzeme, istihbari bilgi, saklanma yeri, iletişim olanağı, seyahat belgeleri (pasaport) veya diğer lojistik destekler verebilir.

3. Devlet Hoşgörüsü: Eğer devletler, topraklarında terörist örgütler olduğunu bilirler, onları desteklememelerine karşın bu örgütleri dağıtmak için harekete geçmezlerse, hoşgörüden söz edilebilir. Ev sahibi devletin hoşgörüsünden yararlanan terörist örgütlerin, kendilerine yetecek kaynakları olabileceği gibi, yabancı bir devletin desteğinden de yararlanabilirler. Ev sahibi devlet ile aralarında oluşan yazılı olmayan bir anlaşma gereği, eylemlerini yuvalandıkları ülkede değil, başka ülkelerde gerçekleştirirler.

4. Devlet Zaafı: Bu örnekte, devlet, sınırları içindeki uluslararası teröristlere gözlerini yummak istemez ama ya kolluk ve askeri güçlerinin yetersizliğinden ya da teknolojik geriliğinden ötürü onlarla etkin biçimde mücadele edemez, edemez ama sorumluluğu sürer. Bu durumda, zaaf halindeki devlet, yardımına daha güçlü bir devleti çağırabilir. 1977’de Mogadişu’da meydana gelen uçak kaçırma eyleminde Somali Hükümeti, Batı Alman Hükümetinden yardım istemişti.[5]

Diğer taraftan başka bir kaynakta ise, devlet terörü “ siyasal otoritenin mevcut devlet politikası ve yönetim modelinin takip ettiği esasları, bu maksatla alınan kararları, kendi kamuoyuna, baskı yolu ile benimsetmek, bu kararlara karşı gelen toplum kesimlerini de zorla bastırabilmek için, ‘terörizmin’ bir maşa olarak kullanılması” şeklinde tanımlanarak, devlet destekli terörizm şu şekilde beş ayrı gruba tabi tutulmaktadır:

1-Doğrudan Destek,

2-Dolaylı Destek,

3- Düşmana Destek,

4-Pasif Destek,

5-Ev Sahibi Ülke Desteği.[6]

Görüldüğü üzere devletler her ne kadar söylemlerinde terör örgütlerini kınadıklarını ifade etseler de, pratikte durum farklı olabilmektedir. Ancak devletler terör örgütleri olan bu ilişkilerini basın yayın organları vasıtasıyla farklı mecralara yönlendirebilmektedirler. Bu yüzden devlet destekli terörün hayata geçirilmesinde kitle iletişim araçları hayati rol oynamaktadır. Ulus devlet(ler) kamu otoritesini sağlayabilmek için basına sansür uygulayarak halkın haber alam özgürlüğünü kısıtlayabilmekte, hatta bazen körfez savaşında olduğu gibi, sadece bilgisayarlarla biçimlendirilmiş uydu görüntüleri vererek olayları kamuoyuna olduğu gibi değil, olmasını istediği gibi yansıtabilmektedir.

Bütün bu bilgiler ışığında olaylar incelendiği takdirde görülmektedir ki devlet destekli terörizm tarih boyunca hem kendi halklarına karşı şiddet ve sindirme aracı olarak hem de dış politika aracı olarak her zaman kullanılan bir yöntem olmuştur. Bu terörizmi engellemenin yollarından bir tanesi ise, bütün devletlerin, ayrım yapmaksızın teröre başvuran örgütlere karşı uluslararası arenada işbirliği yapmaları ve terör örgütlerini dış politikada kullanma fikirlerinden vazgeçmeleridir.

b. Etnik-Milliyetçi Terör

Etnik temele dayalı terör olayları özellikle 1900’lü yılların ikinci yarısından itibaren dünyada gittikçe daha fazla görülen bir terör çeşidi olmuş ve ortaya çıktığı ülkelerde diğer terör biçimleri ile mukayese edildiğinde daha fazla şiddet ihtiva ettiği görülmüştür.[7] Belirli bir etnik kimliğe sahip grupların, içinde yaşadıkları toplumda, kendilerine ait yeterince hakka sahip olmadıklarını iddia ederek ve/veya kendilerine karşı devlet tarafından haksızlık, ayrımcılık yapıldığını iddia ederek, devletin otoritesini tanımayarak kendilerine ait bir devlet kurmak için giriştikleri şiddet içerikli hareketlere etnik terör denmektedir. Bu fikir kendine referans olarak, Wilson’un prensibi olan ‘her millet kendi kaderini tayin hakkına sahiptir’(self determination) öğretisini kabul etmektedir. Etnik terör diğer terör çeşitleri ile kıyaslandığında, içlerinde en tehlikeli olanlarından biridir. Çünkü kendisine zemin ve taraftar bulma konusunda daha avantajlıdır ve taraftarları maddi beklenti içersinde olmadan, adanmışlık duygusu içinde, halklarının bağımsızlığı için mücadele ettiklerini düşünmektedirler. Her ne kadar bu terör örgütleri haklarını savunduklarını iddia ettikleri kesimlerin bütününün fikrini yansıtmasalar da, kendilerini söz konusu etnik grubun sözcüsü kabul ederek, savunucu olduğunu iddia ettiği etnik gurubun, bütün fertlerini propaganda yolu ile ve/veya şiddete başvurarak kendilerini desteklemeye zorlarlar. Etnik gruba dayalı bağımsızlık hareketleri, eğer terörizmin temel nedenleri arasında yer alıyorsa, bunun tüm dünyadaki etnik grupları kapsayan bir genelleme olması gerekmektedir. Ancak var olan 3000 etnik gruptan yalnızca yüzde üçünün silahlı mücadeleyi tercih ettiği düşünülürse bu tezin çok da doğru olmadığı anlaşılabilir.” Etnik Terörizmin Psikodinamiği, etnik kimliği kuran ve besleyen bir sembol olarak, etkinlikler arası ilişkileri inceler. Bu konuyla ile ilgili iki kavram geliştirilmiştir: “Seçilmiş Travma” ve “Seçilmiş Zafer”. Seçilmiş Travma bir etnik grubun, başka bir etnik grubun kendini aşağıladığını, zulmettiğini, mağdur ettiğini düşünür ve travmanın içerdiği incinme, acı çekme, utanç gibi duygulara yönelik bilinçdışı savunmalar kuşaktan kuşağa aktarılarak etnik kimliğin bir parçası olur.

c. Dinsel, Radikal Terör

Öncelikle hiçbir dinin, özünde, teröre ve şiddet eylemlerine destek vermediğini vurgulamakta yarar vardır. Ancak gerek günlük dilde, gerekse de akademik dide ve medya dilinde dinsel terör/terörizm sıkça kullanılan bir kavram haline gelmiştir. Bu kavramdan anlaşılması gereken, dinin siyasi, ideolojik veya diğer çıkarlar için istismar edilmesidir. Çıkarlarına hizmet ettiği sürece din herkesin istismarına açıktır. Mesela, ABD’nin Soğuk Savaş döneminde “Yeşil Kuşak Projesi” adı altında, komünizmin yayılmasını önlemek için İslam Dini’ni dış politika aracı olarak kullanması, Radikal İslam’a karşı Ilımlı İslam’ın desteklenmesi, oy peşinde koşan siyasetçiler, bu konuya örnek teşkil eden sadece birkaç örnektir. Hüseyin Salur dinsel terörü dört gruba ayırmaktadır. a) Yönetimlerin kullandığı dinsel terördür ki çoğu zaman dinler; bazı kişi, grup, devlet ya da devletlerin çıkarlarını savunmada veya yeni çıkarlar elde etmede ortaya çıkarılan çatışmalara giydirilen, etnik dinsel veya ulusal giysilerdir. Bunun en tipik örneği Haçlı Seferleridir. b) Dinsel yönetimlerin uyguladığı terördür. Uluslar arası hukuku hiçe sayarak vatandaşlarına ve muhaliflerine şiddet hareketleri uygularlar. Bu duruma örnek gösterilebilecek bir durum ise İran’ın 12 Haziran 2009 tarihinde yapılan seçimlerden sonra ve bu seçimlerden önce sözde rejim muhaliflerine uyguladığı baskılardır. c) Mezhep farklılıklarından doğan ve bu mezheplerin birbirlerine karşı uyguladıkları şiddet hareketleridir. Ortaçağda engizisyon mahkemeleri, haricilerin katliamları, Irak’taki mezhep çatışmaları bu kategoriye örnek gösterilebilir. d) Dinin, siyasi, politik çıkarlar için istismar edilmesidir. Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgalinden sonra ABD’nin Taliban’a verdiği destek.

Dinsel terörün meydana gelmesindeki en büyük etken, bireylerin ‘biz ve öteki’ kavramlarına sahip olmalarıdır. Etnik terörde olduğu gibi, dinsel teröre ait militanlar adanmışlık duygusuyla hareket ederler. Eğer ötekine karşı savaşarak ölürse mensup olduğu dinin gereğini yerine getirdiğine ve böylece cennete gideceğine inanmaktadır. Özellikle haçlı seferleri öncesinde kilisenin asker toplamada başvurduğu en etkili yöntemlerden biridir bu yöntem. Yine sözde kendilerini İslam dininin temsilcisi olduklarını söyleyerek, dini istismar eden Hizbullah gibi örgütler intihar eylemleri düzenleyerek masum insanları öldürttükleri militanlarını bu şekilde kandırmaktadırlar. Diğer yandan bu tür şiddet olayların günümüzde en sık yaşanan yer olan Ortadoğu’ya baktığımızda, sözde İslam kaynaklı terör örgütü adı altındaki örgütler çeşitli unsurlardan beslenmektedirler. Bölge genelinde her geçen gün yaygınlaşan ve uçlara kayan İslami hareketler ve grupların oluşmasında öne çıkan olgu, bu unsurların Ortadoğu toplumlarında Batılı kültürel, politik ve ekonomik değerlere karşı bir tepki olarak ortaya çıktığıdır. Batı kültürünün etkisi ve bu kültürün gün geçtikçe daha fazla oranlarda kendine Ortadoğu coğrafyasında yer edinmesi İslami grupların tepkisini çekmektedir.[8]

d. Siber Terör

Teknolojinin ilerlemesi ile birlikte, devletlerin zaman ve kaynak açısından tasarruf etmek amacıyla her türlü işlemlerini sanal alemde gerçekleştirmeye başlaması ile birlikte yeni bir terör çeşidi olan siber terör (cyber terror) ortaya çıktı. Siber terörizm söylemi ilk defa 1990’ların başında, internet teknolojilerinin hızla büyümeye başladığı, “bilgi toplumu” tartışmalarının yapıldığı, teknoloji ve bilgisayar ağına fazlaca bağımlı olan ABD’nin karşılaşabileceği riskleri inceleyen çalışmaların arttığı dönemde başlamıştır. ABD Ulusal Bilim Akademisi’nin 1990’ların başında yayınladığı rapor bilgisayar güvenliği üzerine şu yorumu yapmaktadır: “Risk altındayız. ABD’nin bilgisayarlara bağımlılığı giderek artmaktadır… Yarının teröristi bir klavye ile bir bombanın yaratacağı zarardan daha fazlasını yaratabilir.”[9]

Siber terörün hayatiyetini devam ettirmesi internete bağlıdır. Nitekim internet kullanımı yaygınlaştıktan sonra bu tehdit ortaya çıkmıştır. Gelişmiş toplumlar, hayati öneme sahip altyapıları bilgisayar ağlarına çok fazla bağımlı olduğu için kaçınılmaz olarak siber terörizmden korkmaktadır.[10] Nitekim bu konu 3–4 Nisan 2004 tarihlerinde NATO’nun 60. yılı konferansında NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer tarafından, “Bilgisayar korsanlarının faaliyeti, kutuplarda buzların erimesi, enerji güvenliği altındaki riskler” gibi tehlikelerle birlikte, “bir siber saldırının, bir askerin başka bir ülke sınırını geçmesinden çok daha fazla şey ifade ettiği” şeklinde dile getirilmiştir.[11]

Sürekli olarak saldırılara maruz kalan devletler bu terör çeşidine karşı önlem olarak çeşitli girişimlerde bulunmaktadırlar. Örneğin ABD’nin saygın gazetelerinden Wall Street Journal, hükümete yakın yetkililere dayandırdığı bir haberinde, hükümetin, Pentagon bilgisayar ağını korumaya ve siber savaşlara odaklı yeni bir `siber güvenlik askeri gücü` kurmayı planladığını yazmıştır. WSJ’nin, planı yakından bilen bazı yetkililere dayandırarak verdiği haberde, bu girişimle, orduya ait bilgisayar ağını özellikle Çinli ve Rus internet korsanlarının saldırılarından koruma çabalarını yeniden şekillendirileceği belirtilmiştir.[12]

e. Deniz Haydutluğu ve Korsanlık

Denizlerde gerçekleştirilen terörün başlıca nedenlerinden birisi saldırıda bulunulan devleti ekonomik anlamda zor bırakmaktır. Günümüzde ekonomik çıkarların devletlerin dış politikalarında başat rol oynadığı ve hatta dış politika daha çok ekonomik çıkarlar göz önünde tutularak hazırlandığı görülmektedir. Günümüzde taşımacılığın yaklaşık olarak yüzde 80’i deniz yoluyla yapılması nedeniyle denizde gerçekleşen olası terör saldırıları, başta saldırıya maruz kalan devleti ve dünya ekonomisini ciddi anlamda zarara uğratmaktadır.[13]

Aden Körfezi ve civarında, Ocak-Aralık 2008 döneminde 110 gemiye deniz haydutluğu  saldırısı olmuş ve bu gemilerden 42’si deniz haydutlarınca ele geçirilmiştir. Ancak Türk kamuoyu söz konusu bu korsanlık olaylarını ilk kez YASA Denizcilik firmasına bağlı Neslihan isimli geminin Somalili korsanlarca kaçırılmasıyla duymuştur.

Terörizm ve güvenlik sorunları

Terörizme karşı verilen mücadelede etkin bir uluslararası işbirliğinin ön koşulu terör örgütlerini tanımlamak, belirlemek ve adalet önüne çıkarmak konusunda devletlerin yaklaşımlarının birbirlerine yakınlaştırılmasıdır. Birleşmiş Milletler çerçevesinde yapılan çalışmalar, Güvenlik Konseyi’nin yayınladığı kararlar bu konuda umut verici gelişmelerdir.

Öte yandan, uluslararası terörizmi önlemeye yönelik olarak, uçak kaçırma, rehin alma, bombalama gibi spesifik eylemleri yasaklayan somut içeriğe mevcut 12 evrensel sözleşme bulunmaktadır. 1373 sayılı BMGK kararında tüm ülkelere sözkonusu sözleşmelere bir an önce taraf olma ve hükümlerini uygulama yükümlülüğü getirilmiştir. Sözkonusu sözleşmeler şunlardır:

1. Uçaklarda İşlenen Suçlar ve Diğer Eylemlerle ilgili Sözleşme 14 Eylül 1963 tarihinde Tokyo’da imzalanmıştır. (Tokyo Sözleşmesi) Havacılık güvenliğiyle ilgilidir.

2. Uçakların Yasadışı Olarak Ele Geçirilmesinin Önlenmesi Sözleşmesi 16 Aralık 1970’de Lahey’de imzalanmıştır. (1970 Lahey Sözleşmesi) Uçak kaçırma olaylarına yöneliktir.

3. Sivil Havacılığın Güvenliğine Karşı Kanunsuz Hareketlerin Önlenmesi Sözleşmesi Yürürlüğe Giriş Tarihi: 26 Ocak 1973. (1971 Montreal Sözleşmesi.) Seyir halindeki uçaklara yönelik bombalama olaylarıyla ilgilidir.

4. Uluslararası Korunan Kişilere Karşı İşlenen Suçların Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi (1971) Yüksek düzeyli devlet görevlilerine ve diplomatlara yönelik saldırılarla ilgilidir.

5. Rehin Alma Olaylarına Karşı Uluslararası Sözleşme 18 Aralık 1979 tarihinde New York’ta imzalanmıştır. (Rehineler Sözleşmesi)

6. Nükleer Maddelerin Fiziksel Korunması Hakkında Sözleşme 3 Mart 1980 tarihinde, New York ve Viyana’da imzalanmıştır.(Nükleer Maddeler Sözleşmesi) Nükleer maddelerin yasadışı yollardan elde edilmesi ve kullanılmasıyla mücadele amaçlıdır.

7. Uluslararası Sivil Havacılığa Hizmet Veren Havaalanlarında Kanunsuz Şiddet Eylemlerinin Önlenmesi ile İlgili Protokol (1971) Sivil Havacılığın Güvenliğine Karşı Kanunsuz Hareketlerin Önlenmesi Sözleşmesi’ne ektir.

8. Denizcilik Seyrüsefer Güvenliğine Karşı Yasa Dışı Eylemlerin Önlenmesi Sözleşmesi 10 Mart 1988’de Roma’da imzalanmıştır. Gemilerde gerçekleştirilen terör eylemlerine yöneliktir.

9. Kıta Sahanlığı Üzerinde Bulunan Sabit Platformların Güvenliğine Karşı Kanunsuz Eylemlerin Önlenmesi Protokolü 10 Mart 1988 tarihinde Roma’da imzalanmıştır. Kıyı platformlarında gerçekleştirilen terör eylemlerine yöneliktir.

10. Plastik Patlayıcıların Tespit Edilmesi Amacıyla İşaretlenmesi Hakkında Sözleşme 1 Mart 1991 tarihinde Montreal’de imzalanmıştır. Uçaklara yönelik sabotaj eylemlerinin önlenebilmesi için plastik patlayıcıların tespit edilebilmesi amacıyla kimyasal maddelerin işaretlenmesine yöneliktir.

11. Terörist Bombalamaların Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi 1997 tarihli BM Genel Kurul Kararı Patlayıcı maddelerin öldürme, yaralama veya kamu mallarına ciddi zarar verme amacıyla gayrıkanuni olarak kullanımının yasaklanmasına yöneliktir.

12. Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi (1999) Taraf devletlere, hangi şekilde olursa olsun, doğrudan ya da dolaylı olarak, terörist eylemleri işlemek için veya bu eylemlerin gerçekleştirilmesinde kullanılacağını bilerek, kasten mali kaynak temini ve toplanmasını spesifik olarak suç haline getirecek yasal düzenlemeler yapma yükümlülüğü getirmektedir.

13. Nükleer Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesi (2005) Taraf devletlerde radyoaktif madde ve nükleer araçların dahil olduğu terörist eylemlerin önlenmesi, faillerinin kovuşturulması, cezalandırılması ve bu kişilerin iade edilmesine imkan tanımakta, taraf devletler arasında işbirliğinin artırılmasını amaçlamaktadır.[14]

Terörün diğer eylemlerden farkı

Belirli bir toprak parçası içinde durumundan, konumundan, yönetim şeklinden, sistemden yahut benzeri herhangi bir nedenden dolayı hoşnut olmayan bireylerin (toplumun belli kesimi) istekleri ve arzuları doğrultusunda “hakkını araması” hümanist-sosyal devlet  anlayışı bakımından gayet doğal ve mantıklıdır. Lakin bu eylemi gerçekleştirmenin birden fazla yolu ve metodolojisi vardır. Protestolar, yürüyüşler, sivil toplum kuruluşları, kampanyalar ve şiddet bunlara örneklerdir. Bu eylemleri yasal ve yasal olmayan şeklinde ayıracak olursak yasal olmayan kısımda kalacak olan seçenekleri diğerinden ayıran tek fark şiddete yönelik olması olacaktır.

İsteklerini kısa ve ya dolaylı yoldan elde etmek isteyen bireyin yahut belli bir kesiminin şiddete başvurması eğitimsizliğin, kolay yönlendirilebiliyor olmanın yahut mecburiyetin göstergeleri olabilir. Lakin 21. asırda “demokrasinin” belli bir seviyede olduğu, hemen hemen her ülkede insan hak ve özgürlüklerinin konuşulduğu dünyada her hak sahibi için hukuki bir yol vardır.

Sonuç

Terör bir yıldırma hareketidir. Terör psikolojik savaşın etkileme sanatıdır. Terör üzerinde tanım yapılamayan ve her unsura göre değişebilen bir kavramdır. Terör, toplumlara yön vermede önemli bir silahtır.

Psikolojik savaş tekniği olarak terörizm, toplumları etki altına alarak istediği doğrultuda yönlendirmeyi amaçlar. Yaptığı eylemler ile topluma korku, telaş ve güvensizlik yaymayı amaçlamaktadır. Yarattığı bu ortamda terör toplumu belli bir yöne sürüklemektedir. Eylemleri ile terörizm, toplumların içerisinde bulunan farklılıkları negatif anlamda geliştirirken, ayrılıkları ve tahammülsüzlükleri körüklemiştir. Terörizm ile psikolojik savaş birbirini tamamlar nitelikte iki unsurdur. Terörizm topluma korku getirirken, psikolojik harp teknikleri bu korkuları sürekli hale getirmektedir. Korkunun dışında, şiddet ve nefret duygularını da kitlelere yaymaktadır. Aynı anda iki etki oluşturan terörizm, toplumları birbirinden koparan en etkili kavram olmuştur. Sistemin devamını sağlamak için gerekli olan korkuyu terör yaratmaktadır. Ayrıca sistem içerisinde kaos ortamından beslenen unsurlar da terörün şiddetini desteklemektedirler.

Terör eski fakat kendisini en iyi şekilde güncelleyebilen bir kavramdır. Toplum kontrolünde en etkili olan unsurdur. Aynı anda insanların hem duygularına hem de zihinlerine etki ederek onları kontrol altına almayı başarır. Bu noktadan sonra terörizm misyonunu psikolojik savaşa teslim etmektedir.


[1]  http://mugla.pol.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=199:teroer-nedir&catid=65:teroerizm&Itemid=104

[2] www.msxlabs.org

[3] Türkdoğan, Sosyal şiddet ve Tükiye gerçeğis. 412.

[4] Hüseyin Salur, age, s. 101

[5] Doğu Erkil, “Uluslararası Terörizm”, http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/42/457/5195.pdf

[6] Mesut Hakkı Çaşın, age, s.554.

[7] Abdulkadir Baharçiçek, “Etnik Terör ve Etnik Terörle Mücadele Sorunu”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 10, Sayı 1, Elazığ, 2000, s. 11-17.

[8] Gamze Güngörmüş Kona, “Ortadoğu’da Güvenlik Algılaması ve Dahili Risk Faktörlerinin Etkisi”, Akdeniz Üniversitesi İİBF Hakemli Dergisi 2005, s. 113–138,  http://www.akdeniz.edu.tr/iibf/dergi/Sayi08/10Kona.pdf

[9] TASAM, “Siber Terörizm Raporu”, http://www.tasam.org/images/pdf_raporlar/siber_terorizm_raporu.pdf

[10] TASAM, “Siber Terörizm…

[11] Celalettin Yavuz, “NATO Yeni “Düşmanlar” ve Yeni Stratejiler Arıyor!”, http://www.turksam.org/tr/a1668.html.

[12] “ ABD siber askeri güç kuracak”, 24.04.2009, http://www.tumgazeteler.com/?a=4982957

[13] Mesut Hakkı Çaşın, age, s. 646

[14] http://www.mfa.gov.tr/terorizmle-mucadele-konusundaki-uluslararasi-anlasmalar_.tr.mfa

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı