HUKUKSİZDEN GELENLERSOSYOLOJİ

İnsan Hakları – Umut ya da Umutsuzluk

Çağımızda yaşanan duyarsızlık ve vicdansızlık sorunlarının kaynağı ve çözümü nedir?

İlker GÜL

Ege Üniversitesi Mütercim-Tercümanlık

Dünyada milyonlarca insanın sefalet ve bunun getirdiği bir cehalet içinde yaşıyor olmasına rağmen kendilerini kalkındırmak için kültürel bir atağa kalkışmaması veya diğerlerinin bu konudaki duyarsızlığı yüzünden büyük bir umutsuzluğa mı düşmeliyiz?  Azınlık durumundaki bazı insanların bu gerçeği görüp kendini paralamasına mı üzülmeliyiz, yoksa azınlık da olsa böyle bir topluluğun yeryüzünde olduğunu bilmemizden ötürü umutlanmalı mıyız?  Sorunlarımızdan biri bu olsa gerek.

İnsanların bir bölümünün dış görünüş takıntılı, televizyon ufuklu, hamburger kafalı canlılara dönüşmeye başladığını üzülerek seyrediyoruz. Bunun diğer tarafında teknoloji çağında açlıktan ve çeşitli hastalıklardan ölen, cahil bıraktırılan, büyük emperyalist güçlerce yaklaşık 300 yıldır sömürülen farklı bir nesil olduğunu görüyoruz. Zorla ‘3. Dünyalaştırılmış’ bu topluluklar en temel haklarını korumaya çalışmak dışında bir şey yapamıyor.

Çoğunluğun ağzına sakız olmuş insan haklarının bu toplulukları oluşturan bireylerin beyninde nasıl bir yer ettiği sorusu merak uyandırıcıdır. Küçük bir kitlenin dünya üzerinde ne varsa çok kolay bir şekilde elde edebileceği ve çok büyük bir kitlenin ölene dek çoğu şeyi belki rüyalarında bile göremeyeceğini bilmek çok üzücüdür.

Binlerce yıldır sürüp giden kötü alışkanlıkları yenebilmemizin imkânı var mı? Eğer milyonda bir ihtimal şu kötü talihimizi yenebileceksek,  bizi bu sonuca götürecek çözümün ne olduğunu sorgulamak ve bulmak zorundayız. Gözün açılması bireyin doğuştan gelen iç sesini, vicdanını ve empati duygusunu kullanacağı, zor ve sancılı bir süreçtir. Fakat sis perdesi bir kere açıldığında, tekrar eski hale dönmek de bir o kadar zordur.

Cehalet okul bitirmekle geçebilecek bir durum değildir. Okunan her okulun bu yolda pozitif bir etkisi olduğu doğrudur, fakat zaten eğitim sahibi olmak hepimizde olması zorunlu olan bir öge değil midir? Bu yüzden cehaleti yenmek için attığımız adımlar kesinlikle yeterli değildir.

Cehaletin temel sebebi bireyin içinde bulunduğu duygulardır. Bir kimse suçsuz insanlara, kendi çıkarı için veya sırf zevk olsun diye, maddi ve manevi yönden saldırıyorsa veya saldırılmasına sevinerek göz yumuyorsa o insan cahildir. Maalesef bunu hiç okul okumamış kişi de, doktorasını tamamlamış kişi de yapıyor. Toplumun en alt kesimindeki dolandırıcı da, toplumun elit sınıfındaki yönetici de bunu yapabiliyor. Eğitim, okumamış insanın üstündeki sis perdesinden kaynaklanan cesaret cahilliğini yıkar; fakat onun yerine kibir cahilliğini getirir. İnsan, gerçeği ancak zarar vermenin kötü bir şey olduğunu anladığında görebilecektir.

Eğer dünyadaki tüm bireyler gerçeği görürlerse, zarar verme duygusunun oluşturduğu ekonomik sınıflar ortadan kalkacaktır. Hor görme ve aşağılama bitecektir. Bunu sağlamak ise deveye hendek atlatmak gibi bir şeydir.

Toplumun en küçük bireyi olan aileden en büyük kurumlar olan ekonomik birlikler ve devletlere kadar tüm topluluklar güç ile yönetilir. Demokrasilerde ise güç çoğunluğa aittir. Bu sebepten ötürü diktatörlük bulunan 3. Dünya ülkeleri haricinde kalan ülkelerdeki demokrasilerde her zaman çoğunluk iktidar kuracaktır. Her ne olursa olsun önemli olan azınlığın çoğunluğa haklı da olsa görüşünü dikte etmesi değil, çoğunluğun kendisini dar görüş zincirinden kurtarmasıdır. Bunu yapamamanın en büyük örneği Afrika’dır. Bu kadar yoğun bir nüfus, yeraltı ve yer üstü zenginlikleri bulunan bir kıtanın içler acısı hali ortadadır. Diktatörlükler ve sahte seçimler arasında kalan bir halk ne yapacağını şaşırmış bir durumdadır.

Bu yüzden eğer çoğunluk kör olmaktan vazgeçerse, çoğunluğun kurmuş olduğu en küçükten en büyüğe bütün olguları değişir. Zarar vermekle güdülenmiş bir toplumun kuracağı bir düzeni değiştirmenin başka bir yolu yoktur. Bu tür yönetimler zaman zaman ayaklanmalarla (Ör. Ukrayna) veya elinde silahlı güç bulunduran unsurlarca (Ör. Arap Baharı) alaşağı edilebilir fakat bu kısa geçiş döneminin etkisi bittiğinde eski ideoloji büyük ihtimalle maske değiştirerek tekrar iktidar olacaktır. Buna tekrar örnek olarak Afrika’yı vermek istiyorum.  Açlığın ve sefaletin kol gezmesinin en büyük sebebi, kendi içlerindeki anlamsız aşiret, ırk, din ve dil mücadelelerinden doğan sahte kurtarıcıların halktan çok kendilerini düşünmeleridir. Tek kazananın ideolojisi para olan silah tüccarları ve onların kukla diktatörleri olduğunu anlamış olsalar, savaş ağalarına bu denli destek vermezlerdi.

Sonuçlarla savaşılarak sebepler yok edilemez. Kötü insanlar hep vardı ve tarihin sonuna dek hep var olacaktır. Bu kişiler para, şöhret, yönetme hırsı gibi şeyler yüzünden başlayan davranışlarını arzularını elde ettikten sonra bırakmazlar. Çünkü o saatten sonra amaçları elde etmek değil, ondan başka kimsenin sahip olmamasını sağlamak olur. Bu yüzden mücadele etmemiz gereken kavram açlık, susuzluk, savaşlar, sefalet veya baskı değildir. Mücadele etmemiz gereken kavram insanın açgözlü tarafı ve bunun yeryüzündeki yansımalarıdır.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı