HUKUKSİZDEN GELENLER

Uluslararası Hukukta Self-Determinasyon Hakkı

Uluslararası düzeyde tanınan self-determinasyon hakkı, görünüşteki yaygınlığına rağmen, uygulamada son derece sınırlı bir hak olarak görülmektedir. Devletlerin parçalanma korkuları ve hükümetlerin devrim korkuları, self determinasyon hakkını, halen mevcut devletlerin egemenlik hakkından ibaret saymak hususunda birleşmiştir.

CUMALİ ÖZBEK

Dumlupınar Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

İnsanlık var olduğu günden bu yana, barış ve güven içinde olma arzusuyla yaşamıştır. Ancak ulusların bencil ve buna bağlı olarak da çıkarlarına düşkün oluşu, barış ve güvenliğin sağlanmasında zorluk çıkaran etkenlerden birisi olmuştur. Bununla birlikte sorunların oluşması ve yeni önleyici kavram ve mekanizmaların hayata geçirilmesi ön şart olmuştur. Özellikle toplumsal yaşam alanlarında insanların birbirleriyle olan münasebetleri gerek azınlıklar nezdinde gerekse aynı ortak kültürü paylaşanlar açısından sorunlar oluşturmuştur. Toplumun olduğu yerde de genel olarak çatışma veya birlikteliğin de oluşacağı şüphesizdir. Özellikle farklı ideoloji ve çıkar gruplarının oluşturduğu ayrımcılık, ön yargı, ırkçılık, etnisite gibi yargıların oluşması kaçınılmazdır.

Uluslararası toplum düzeyinde halkların hak eşitliği ve kendi mukadderatlarını kendilerinin tayini, ulusların barış, özgürlük ve güven içinde yaşamalarını sağlayacak bir uluslararası hukuk kavramı olarak ortaya çıkmıştır. “Self-determinasyon” ya da “kendi kaderini tayin” konusu, uluslararası ilişkileri etkilemeye başladığı günden bu yana çeşitli şekillerde yorumlanmış, daima tartışma konusu olmuştur. Self determinasyon, 21. yüzyılda uluslararası hukukta sembol kavramlardan birisi haline gelmiştir. Kavram, tarihsel olarak, çağdaş uluslararası ilişkilerde sarsıntıya yol açan konulardan birisidir. Ancak devletler, her zaman bu kavramı siyasi amaçlarına uygun olarak yorumlama eğilimi göstermişlerdir. Self-determinasyon, zaman zaman güç politikasının aracı haline de getirilmiştir. Fakat, aynı zamanda, self-determinasyon konusundaki tüm tartışmalarda ülke bütünlüğü ve uluslararası istikrar kavramları göz önünde tutulmuş ve hakkın uygulanmasında sınırlayıcı bir rol oynamıştır.(1)
Self-determinasyon hakkını, ilk olarak Bolşevik doktrin uluslararası hukuk prensibi olarak yorumlamıştır. Stalin, ulusların egemenlik hakkını ve hatta onların egemenliği altında yaşadıkları devletten ayrılma haklarını savunmuştur. 1913’te Marksizm ve Milli Mesele adlı kitapçığını yayımlayan Stalin, self determinasyon hakkının, bir ulusa, ana devletten tam ayrılma ya da özerklik hakkı verdiğini savunmaktadır.(2)

Çağdaş uluslararası hukuk bu anlayıştan çok uzaklaşmıştır. Bugün artık, self determinasyon ’un bir uluslararası hukuk sorunu olduğu kuşkusuzdur. Self determinasyon, uluslararası örgütlerin, özellikle Birleşmiş Milletler Örgütü ve Afrika Birliği Örgütünün, ana amaçları arasındadır. Bu örgütler, gerektiğinde, iç çatışmalara bu ilkenin uygulanmasını sağlamak amacıyla da karışmaktadırlar.(3)

BM’nin amaçları ve ilkelerini düzenleyen ilk bölümde 1. maddenin 2. fıkrası ile IX. Bölümün 55. maddesidir. Madde1(2) BM’nin ikinci amacını şöyle belirtmektedir:
“Uluslararasında eşit haklara ve halkların self-determinasyonu ilkelerine saygıya dayanan dostane ilişkileri geliştirmek ve evrensel barışı güçlendirmek için gerekli tedbirleri almak.”

55. madde ise: “…hayat standartlarını yükseltmeyi, tam istihdamı, kültürel işbirliğini ve istikrar ve mutluluk şartlarını oluşturmak amacıyla uluslararasında dostane ve barışa dayanan ilişkilerin gelişebilmesi için eşit haklar prensibine ve halkların self determinasyon ’una dayanarak gerçekleşebilecek insan haklarına riayet edilmesi…”şeklinde açıklanmıştır.

BM andlaşması’nın bu yeni fakat sınırlı yaklaşımı temel alınarak, Örgüt organlarında self-determinasyon ve sömürgeciliğin sona erdirilmesi konuları sürekli tartışılmış ve andlaşma hükümlerine açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Örgüt, hem Andlaşma hükümlerini yorumlayan genel nitelikte kararlar almış, hem de bireysel olaylar karşısında sömürgeciliğin sona erdirilmesini açıkça amaçlayan bir tutum ve davranış benimsemiştir. BM’nin uygulaması self determinasyon ‘un hak ve yüküm öngören bir kural olarak tanınması doğrultusunda olmuştur.(4) Birleşmiş milletlerin bu konudaki çalışmaları özellikle halkların ortak karar ve hareket noktasında birleşmeye çalışmıştır. Özellikle ulus devlet kavramının gelişmeye başlaması azınlık halk ve grupların da bu yönde hareket etmelerine aynı zamanda da haklarını uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde aramalarına itmiştir. Self determinasyon hakkı yani ulusların kendi geleceklerini kendilerinin tayin edebilmesi hakkı uluslararası konjonktürde yeni yönelim ve çatışmaların önlenmesi esasına göre düzenlenmiş ve bu hakların belirlenmesi esasında genellikle referandum yoluyla meşru bir zemin oluşturulmaya çalışılarak tasdik edilmeye çalışılmıştır. Uluslararası düzeyde tanınan self-determinasyon hakkı, görünüşteki yaygınlığına rağmen, uygulamada son derece sınırlı bir hak olarak görülmektedir. Devletlerin parçalanma korkuları ve hükümetlerin devrim korkuları, self determinasyon hakkını, halen mevcut devletlerin egemenlik hakkından ibaret saymak hususunda birleşmiştir.(5) Günümüzde ise bu kural genel kanaatlere göre, self-determinasyon hakkı, bir uluslararası örf ve adet kuralı haline gelmiştir.

Her devlet self-determinasyon hakkının gerçekleşmesine yardım etme ve Birleşmiş Milletler andlaşması hükümlerine uygun olarak bu hakka saygı gösterme yükümlülüğü altındadır.

Kaynakça:

• Uluslararası hukukta self-determinasyon hakkı ve türk cumhuriyetleri ,m. Akif Kütükçü* ,s.260 ,s.274
• Self determinasyon ilkesinin azınlıklar açısından değerlendirilmesi DR. Doğan Kılınç*

1) KARAOSMANOĞLU, Ali L., “Kendi Kaderini Tayin, Ülke Bütünlüğü, Uluslararası İstikrar ve
Demokrasi”, Doğu-Batı, (Savaş ve Barış) Yıl: 6, Sayı: 24, Ağustos, Eylül, Ekim 2003, s. 147.
2) BRING, Ove, “Halkların Kendi Kaderini Tayin Etme Hakkı”, Serbesti, Sayı 15, (Kasım-Aralık
2003), s. 22.
3) KARAOSMANOĞLU, Ali L., İç Çatışmaların Çözümü ve Uluslararası Örgütler, İstanbul-1981,s. 65.
4) KARAOSMANOĞLU, age, s. 67-68.
5) DONNELY, Jack, Teoride ve Uygulamada Evrensel İnsan Hakları, (Çev. Mustafa ERDOĞAN-Levent KORKUT, Ankara-1995, s. 158.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı