HUKUKSİZDEN GELENLERTARİHTÜRKİYE

Devletin Hukuki Kişiliği (Röportaj)

Arş. Gör. Metin Baykan: Devlete hukuki kişilik atfedilmesinin en önemli sonucu iktidarın kişiselleşmesini önlemektir. İktidarın kişiselleşmesi özellikle günümüzde ki diktatörlüklerde ya da monarşilerde ya da gelişmekte olan ülkelerin birçoğunda hala ortak bir problemdir. Devletin devamlılığı aslında hukuki kişiliğinin bir sonucudur. Osmanlı Devletinin borçlarını Türkiye Cumhuriyeti ödemiştir.

Röportaj: Ebubekir KÜPELİ

Devletin hukuki varlığı ne kadar geçmişe dayanır? Devletin bir birey gibi hareket edebilmesini sağlayan ‘Hukuki Kişilik’ nedir, ne işe yarar? Ondokuz Mayıs Üniversitesi araştırma görevlisi Metin Baykan hocamızla enine boyuna tartıştık.                                                                             

Devlete hukuki kişilik atfedilmesinin tarihi serencamı hakkında bilgi verir misiniz?

Öncelikle devletin hukuki kişiliği ne demektir ondan bahsetmek gerekecek haliyle. Devlete hukuki kişilik atfedilmesinin sebebi ve devletin hukuki kişiliği dediğimiz zaman biz devletin elindeki yetkilerin gerek hukuki işlemler yapma gerek devlet adına eylemlerde bulunma yetkisinin bireylerden ya da belli gruplardan alınıp bir devlet tüzel kişisine verilmesi demek olduğunu anlıyoruz biz. Devlete hukuki kişilik verilmesinin tarihi serencamına gelecek olursak şunları söyleyebiliriz; bu hukuki kişilik atfetme ilkesi daha ziyade Anglo-Sakson ülkelerinde ve özellikle İngiltere’de ortaya çıkmış bir şey. İngiltere’de daha 20.yy ortalarına gelinceye kadar Kralın hata yapmayacağına ya da kralın yapmış olduğu hukuki işlemlerden dolayı sorumsuz olacağına dair bir ilke vardı. Haliyle bu ilke de neye yol açıyordu gerek İngiltere’de gerekse İngiltere’ye bağlı Anglo-Sakson ülkelerinde, Kralın yapmış olduğu hukuki işlemlerden ötürü hiç kimse sorumlu olmamış oluyordu. Çünkü neden, devlete ayrı bir hukuki kişilik atfedilmediği için, sizin dava açabileceğiniz tek kurum Kral ya da Taç olarak düşündüğümüzde, esasında Kralada dava açamıyorsunuz, çünkü Kral sorumsuzdur parlamenter olarak İngiltere’de. Dolayısıyla devletin işlemlerinden zarar gören kişiler bu zararlarını telafi edecek herhangi bir organ bulamıyorlar. İşte bundan dolayı İngiltere’de 1947 yılında kabul edilen bir kanunla, artık Tacın yani Kralın yapmış olduğu eylem ve işlemlerden dolayı davanın kralın şahsına değilde, direkt devlet hazinesine karşı açılacağı kabul edilmiştir. İngiltere’de durum bu şekildedir. Kara Avrupası ülkelerine baktığımız zaman ise, gerek Almanya örneği olsun, Gerek Fransa örneği olsun, sırf İngiltere’de ki bu kötü örnekten dolayı 19.yy sonu itibariyle devlete bir hukuki kişilik atfedildiğini ve devletin yapmış olduğu işlemlerden dolayı açılan davaların kamu görevlileri nezdinde değilde, doğrudan devlet tüzel kişiliğine açılmış olduğunu görüyoruz. Ezcümle şunu söyleyebiliriz biz, devlete hukuki kişilik atfedilmesinin bir sebebi devlet adına yetki kullanan devlet memurlarının yapmış olduğu işlem ve eylemlerin kişilere zarar vermesi sonucunda bireylerin dava açabilecek bir makamı karşılarında bulabilmelerinin bir gerekliliği. Devlete hukuki kişilik atfedilmesinin sebebi budur. Tabi bunda kısmen özellikle Almanya’da ki gelişmelere baktığımız zaman Almanya’nın polis devleti anlayışına yani devletin her alanda ki sorumsuzluğundan Hukuk Devletine geçişinden önemli bir yer atfettiğini görüyoruz. 

Devlete hukuki kişilik tanınmasının ne gibi siyasi sonuçları vardır?

Devlete hukuki kişilik atfedilmesinin en önemli siyasi sonucu şudur; İktidarın kişiselleşmesini önlemek. İktidarın kişiselleşmesi özellikle günümüzde ki diktatörlüklerde ya da monarşilerde ya da gelişmekte olan ülkelerin birçoğunda hala ortak bir problemdir. Yani günümüzde imparatorluklar kalmadı ama bir devlet başkanı, bir başbakan ve ya bir cumhurbaşkanının etrafında iktidarın kişiselleşmesini önlemek. Şayet siz devlete hukuki kişilik atfetmemiş olursanız iktidarı o dönem devletin başında kim varsa onunla özdeşleştirmiş olursunuz. Dolayısıyla devletin kullandığı bütün yetkileri o kişi kullanıyormuş gibi ya da devletin yapmış olduğu işlemlerden sadece o kişi sorumluymuş gibi devlet kudretini demokrasiye aykırı bir şekilde tek bir kişinin tekeline bırakmış olursunuz. Dolayısıyla devletin hukuki kişiliğinin en önemli siyasi sonucu iktidarın kişiselleşmesini önlemektir.

Yani her bir iktidarda yeni bir devletin oluşmasının engellenmesi mi diyorsunuz?

Evet, evet. Tabi kişiselleşme dediğimiz zaman burada sadece bir birey değil, bazen bir grubun tekelinde de yani bir cemaatin olabilir, bir sivil toplum örgütünün olabilir ya da o dönem ki hakim bir askeri grubun olabilir, bunların tekelinde kişiselleşmeyi önlemiş oluyorsunuz.

Peki hukuki sonuçları nelerdir?

Devletin hukuki kişiliğinin birden fazla hukuki sonucu vardır. Bunlardan en önemlisi devletin mahkemelerde davacı ya da davalı olarak kabul edilebilmesidir. Şayet devletin hukuki kişiliği olmasaydı az evvelde ifade ettiğimiz gibi biz davacı ya da davalı olarak devletin hazinesini, devletin tüzel kişiliğini değilde bu işlemi yapan kamu görevlilerini karşımızda görecektik. Bu da hem kamu görevlilerinin kendisi açından hem de zarar gören kişilerin zararlarını telafi etmek açısından kamu görevlilerinin maddi gücü itibariyle olumsuz bir durum yaratacaktı. Dolayısıyla ilk hukuki sonucu devletin mahkeme huzurunda davacı ya da davalı olarak bulunabilmesi diyebiliriz. Bir diğeri devletin hukuki eylemler ve işlemler yapabilmesi. Şayet devletin hukuki bir kişiliği olmasaydı devlet tüzel kişiliği, hukuki işlemlerle eylemler ihdas edemezdi. Bunu da ikinci sonucu olarak söyleyebiliriz. Son olarak belki de en önemli sonuçlardan bir tanesi budur ki oda devletin hak ve borç altına girebilmesidir. Yani devletin mahkemeler önünde alacaklı ya da borçlu duruma düşebilmesidir. Böylelikle devlet gerçekleştirebileceği faaliyetler için bir mülkiyet elde edecekse, bir malvarlığı elde edecekse, bu malvarlığını bu hukuki kişiliği sayesinde elde edebiliyor. Aynı zamanda borç altına da girecekse bu borç altına girme işlemini de yine bu hukuki kişiliği sayesinde yapıyor. Hukuki sonuçları olarak bunları söyleyebiliriz.

Peki devletin devamlılığı ile hukuki kişiliğinin bir bağlantısı var mıdır?

Tabi ki vardır. Şayet devlete hukuki kişilik atfedilmemiş olsaydı, devlet o dönemde imparator kimse yahut devlet başkanı kimse veya devlete hakim oligark gruplar kimse, o grup ya da kişilerin ölmesi ya da fiilen sona ermesi sonucunda devlette ortadan kalkmış olurdu. Dolayısıyla devletin devamlılığı ilkesi devletin hukuki kişiliğinin bir sonucu ki bu devletin devamlılığı ilkesi de Hukuk Devleti açısından oldukça önemli bir ilkedir. Ayrıca siyaset teorisi açısından da oldukça önemli bir ilkedir. Şöyle ki devletin devamlılığı sayesinde devletin hem geçmiş dönemde ki alacakları, borçları olduğu gibi devam ediyor. Hatta sadece hükümet değişikliği değil de, devrim ya da darbe sonucunda bir devlet yıkılıp yerine başka bir devlet geliyorsa ya da iktidar el değiştiriyorsa devrim ya da darbe gibi eylemler sonucunda, devletin devamlılığı ilkesi çerçevesinde bütün hak ve borçlar olduğu gibi devam eder. Bu durum ülkemizde de bu şekilde olmuştur. En klasik örneği her zaman verilir; Osmanlı Devletinin borçlarını Türkiye Cumhuriyeti ödemiştir. Bu devletin devamlılığı ilkesinin en güzel ve en tipik örneklerinden bir tanesidir. Kimi kaynaklar 1954 yılına kadar bu borçların ödendiğini söyler ama günümüzde ki tarihi araştırmalara bakıldığında bu borçların yakın zamana kadar 1990’lı yıllara kadar hala ödendiğini görüyoruz. Yine bu devletin devamlılığı ilkesinin bir sonucu olarak geçmiş hükümetler döneminde hatta bir devletten önce ki gelen devlet döneminde çıkarılan kanunların daha sonra da yürürlükte olduklarını görüyoruz. Hatta biz Anayasa Mahkemesinin yakın zamanda vermiş olduğu kararlara baktığımızda, Anayasa Mahkemesi Osmanlı İmparatorluğu döneminde çıkan nizamnameleri ya da Kanun-i Muvakkatları yani geçici kanunları günümüzde de kanun olarak sayıp bunları inceleme konusu yaptığını görüyoruz. Dolayısıyla devletin devamlılığı ilkesi de önemli ve devletin hukuki kişiliğinden üreyen bir ilke.

Devletin hukuki kişiliği bağlamında Türkiye örneğini ele alırsak neler söyleyebilirsiniz?

Evet, tabi, devletin hukuki kişiliği gibi soyut bir ilkeyi biraz daha anlamlandırabilmek için devletin hukuki kişiliği ilkesinin Hukuk Devleti ilkesiyle bağdaşması gerekir. Şayet evrensel manada liberal manada Hukuk Devleti ilkesinin gereklerini yerine getirmiyorsa bir ülke, tek başına o devletin hukuki kişiliğinin olması bir mana ifade etmez çünkü o devlet Polis Devleti olur. Peki ne demektir Hukuk Devleti? Devletin bütün işlemlerinin hukuk dahilinde olmasıdır. Bu bağlamda Türkiye’ye bakacak olursak, gerek anayasamızda, gerekse sair kanunlarda devletin ve bazı devlet görevlilerinin yapmış oldukları bazı işlemlerin yargı denetimi dışında bırakılmış olmasını gerek Hukuk Devleti ilkesiyle gerekse Devletin hukuki kişiliği ilkesiyle de bağdaştıramayız. Bunun en tipik örneklerinden bir tanesi Cumhurbaşkanının tek başına yapmış olduğu işlemlerdir. Bizim anayasamıza göre Cumhurbaşkanının tek başına yapmış olduğu işlemler yargı denetiminin dışındadır. Yine aynı şekilde Yüksek Askeri Şura’nın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma işlemleri, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun meslekten çıkarma cezasına ilişkin vermiş oldukları kararlar haricinde ki bütün kararları, Sıkıyönetim kanununa göre Sıkıyönetim komutanlığının yapmış olduğu işlemler yargı denetiminin dışında. Kaldı ki insanlar en çok olağanüstü dönemlerde Hukuk Devleti ilkesine ihtiyaç duyarlar. Bu şekilde Sıkıyönetim Komutanlığının yapmış olduğu işlemlerin yargısal denetimin dışında bırakılması oldukça tehlikeli bir durum. Yine 2010 tarihli Anayasa değişikliklerine kadar uyarma ve kınama cezaları yargı denetiminin dışına bırakılabiliyordu. 2010 tarihli Anayasa değişikliği ile bu durum ortadan kaldırıldı. Uyarma ve kınama cezaları da yargı denetiminin kapsamı içerisine alındı. Bu nispeten olumlu bir durum fakat az evvel saydığım hususlarında gerek Anayasa değişikliği ile gerek kanunlarda yapılacak değişikliklerle yargı denetiminin kapsamı altına alınması lazım.  Bu tabi hukuken yargı denetimin dışında kalan hususlar. Birde gerek Devletin hukuki kişiliğini gerekse Hukuk Devleti ilkesini engelleyen fiili bazı durumlar var. Fiili olarak bazı yargı denetiminin dışına çıkma durumları var. Bununda günümüzde Türkiye’de ki örneği özellikle son iki üç yılda yargının vermiş olduğu bazı kararlara yürütme organının uymaması şeklinde tezahür ediyor. Bununda en tipik örneği yakın zamanda da örneklerini gördüğümüz İdare Mahkemeleri ya da Danıştay tarafından verilen yürütmeyi durdurma kararlarına gerek merkezi idarenin gerekse yerel idarelerin uymaması. Bu da hukuki bir denetim dışına bırakma olarak değilde, fiili bir denetim dışına bırakma olarak Türkiye’nin hukuk politikası açısından kanayan bir yarası. Şuanda ki en büyük problemlerimizden bir tanesi de budur. Zaten günümüzde ki bazı olaylarda da bunu görüyoruz.

*Arş. Gör. Metin Baykan: 1987’de Kayseri’de doğdu. 2009’da Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 2010 yılında Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ali Fuad Başgil Hukuk Fakültesinde Anayasa Hukuku Anabilim Dalında Araştırma Görevlisi oldu. 2011 yılında Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku bölümünde yüksek lisansını tamamladı. Halen doktora çalışmalarına devam etmekte ve Anayasa Yargısı alanında tez çalışmalarını sürdürmektedir.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı